ZÜMRÜDÜ ANKA EFSANESİ
Adını sıkça duyduğumuz, birçok kültürde yer edinmiş efsanevi kuş Zümrüdü Anka’yı hemen hemen herkes bilir. Ama bütün bildiklerimiz bu kuşun yandıktan sonra küllerinden tekrar doğması ile sınırlıdır. Fakat bu kuş, kendisiyle beraber pek çok şey barındırır. Yani aslında önemli olan kısım onun küllerinden tekrar doğuşu değildir. Onunla birlikte doğan, insanlara ders verecek nitelikte imgesel hikayesidir. Hikayesi, kuşun dilden dile dolaşan görkemini bile gölgede bırakacak düzeydedir.
Anka Kuşu 
Zümrüdü Anka, diğer adıyla Simurg ilk olarak Pers mitolojisinde ortaya çıkmıştı. Türkiye’de de “Tuğrul Kuşu” olarak adlandırılan bu kuş daha sonra bütün ülkelerdeki kültürlere yayılarak efsanelerde sıkça yer almaya başlamıştı. Hatta bu yüzden araştırmacılar arasında onun gerçek olduğunu rivayet edenler de olmuştu. Sebep olarak da gerçek olmasaydı her kültürde yer almasının imkansız olacağını söylüyorlardı. Ama akıllarda şöyle bir soru da vardı: Gerçekse neden hakkında bu kadar az bilgiye sahibiz? Gerçekten de kuşun hakkında bilinenler oldukça sınırlıydı. Yunan mitolojisine göre Zümrüdü Anka kartaldan biraz daha büyük olan kalın tüylü bir kuştu. Fars mitolojisinde ise kanatları olan kuş şeklinde kocaman bir canlı olarak resmedilmişti. Fiziksel özellikleri her kültürlerde farklı olsa da nitelikleri genel olarak aynıydı. Efsanelere göre Anka Kuşu Kaf Dağı’nın tepesinde Bilgi Ağacı’nda direkleri abanoz, sandal ve öd ağacından yapılmış köşke benzer bir yuvada yaşarmış. Her şeyi bilirmiş ve bu yüzden kuşlar ona ne danışırlarsa çözüme kavuşturacağına inanırlarmış. Aynı zamanda Zümrüdü Anka ne zaman öleceğini de bilirmiş. Öleceğini anladığı an ağacın kuru dallarıyla kendine bir kafes örer dışını da ne olduğu bilinmeyen bir sıvıyla kaplarmış. Daha sonra kafesin içerisine girerek Güneş’in kavurucu ateşiyle alev almayı beklermiş. Tamamen küle dönüşene kadar yanar sonra tekrar küllerinden doğarmış. Bu nedenle çok uzun ömürlü bir kuş olduğunu, onu gerçek hayatta görenlerin mutluluğa ulaşacaklarını söylerlermiş.