Ülkemizde Yabancı Dil Eğitimi
Öğrenildiği takdirde farklı kültürleri tanımamızı kolaylaştıran bir araç olarak ufkumuzun açılmasını ve hayata çok daha geniş bir açıdan bakmamızı sağlayan Yabancı Dil, genel olarak insanımızın bir türlü öğrenemediği toplumsal bir öcü haline gelmiştir. Peki, sorun gerçekten insanımızda mıdır yoksa bize bunu öğretemeyen sistemde mi? Bu alanda yapılan çeşitli araştırmalar ülkemizin yabancı dil bilme konusunda ne kadar yetersiz olduğunu göstermekle kalmamış, aynı zamanda bu durumu somut verilere dayandırarak bu gerçeği yüzümüze bir tokat gibi vurmuştur. Haliyle verilere baktığımızda bir şeylerin yanlış olduğu, yolunda gitmediği gün gibi aşikârdır.

  Dil öğreniminde geçerliliği kanıtlanmış bazı noktalar vardır. Bunların bir kısmını şu şekilde özetleyebiliriz: Öncelikle yabancı dil eğitimi verilirken gramere fazla yoğunlaşılmamalı, kelime ezberleyerek değil kalıplar/söz öbekleri öğrenerek ilerlenmelidir. Örneğin bir fiili öğrendikten sonra o fiilin hangi edatla beraber kullanıldığını öğrenmek de önemlidir. Zira bu şekilde yabancı dilde bir şeyler söylemek istediğinizde çok daha kolay cümle kurabildiğinizi göreceksiniz, bu da özgüveninize ve moralinize doğrudan etki edecektir. Bunlara ek olarak öğrendiğimiz yabancı dili duymak hayati önem taşır. Dinlemek yabancı dil öğreniminin doğasında vardır, nihayetinde ana dilimiz de bu şekilde gelişmiştir. Çevreden bir şeyleri duyar ve o duyduğunuz şeyleri gördüklerinizle anlamlandırarak gelişirsiniz. Yukarıda verdiğim örneklerin bizim ülkemizde yapılan yabancı dil eğitimiyle hiçbir benzerliği yoktur ne yazık ki. Ülkemizde çocuklara sürekli dil bilgisi kuralı verilir ve bunların ezberlenmesi istenir. Bunun yanında öğrendiğiniz dilde hiçbir şey duymaz, konuşmazsınız. Öğrendiğiniz(pardon ezberlediğiniz!) kısıtlı sayıdaki kelimeler de ‘’gül, araba, ekmek, çocuk’’ gibi birbirinden alakasız kelimeler olduğu için cümle kurmakta zorlanır ve bir turist gördüğünüzde gidip ‘’nasılsınız’’ demekten öteye gidemezsiniz. Bu arada her ne kadar gramer konusuna fazla yoğunlaşmamalıyız desem de hiç gramer olmadan dil öğreteceğini iddia eden kuruluşlardan, kitaplardan ve eğitim setlerinden de itinayla uzak durmanız gerektiğini belirtmeliyim. Unutmayalım ki Dilbilgisi, bir dilin temelini oluşturur ve özellikle de kitap, makale, gazete okumak istediğinizde mutlaka aklınızın bir köşesinde bulunması gereken yapılar barındırır. Öğrendiğiniz(?) dilde ‘’kitap, gazete, makale okumama gerek yok, çat pat konuşayım bana yeter’’ diyorsanız orası ayrı tabii… Bu satırları okurken aklınızda ’’Gramer önemliymiş işte, sen de öyle diyorsun. Öyleyse neden eğitim sisteminin bu konudaki yöntemlerini eleştiriyorsun?’’ gibi düşünceler belirmiş olabilir. Lakin benim değindiğim nokta eğitim sistemimizde sıkıntısının sadece dilbilgisine ağırlık veriliyor olmasıdır. Her şeyin olduğu gibi dilbilgisinin de fazlası zarar. Hele ki söz konusu dil eğitiminde hiç dinleme yapmadan sadece gramer kuralları verilerek 8-10 sene dönüp dolaşıp aynı konular tekrar ediliyorsa bu külliyen zarardır.

  Sistemin eksiklerinden ve yapılması gerekenlerden bahsetmişken biraz da insanımızın eksiklerine değinmek istiyorum. Yabancı dil öğrenimi sabır, özveri, süreklilik ve azim ister. Emek bu işin kilit noktalarından biri olmakla birlikte kişinin bu konudaki öğrenme gerekçesi de önemlidir. Evet, almak istediğiniz yabancı dil eğitimini neden istiyorsunuz? Bu sorunun cevabı çok önemlidir. Çünkü sebebiniz olmadığında istikrar yakalamak çok daha zordur. Zorluğu görür görmez kaçmaya yönelir, çıkış yolu ararsınız. Bu iş basamakları adım adım çıkmaya benziyor, bazı basamakları görmezden gelip daha ileriye gitmek istediğinizde kayıp düşme olasılığınız artar. Unutmayalım ki hedefe giden en iyi yol küçük ve sağlam adımlarla gerçekleştirilendir. Emek, azim ve sabır konularındaki noksanlarımız bu çetrefilli yolda bizim en büyük düşmanlarımızdan biri.

  Görüldüğü üzere yabancı dil eğitiminde hem mevcut sistemin hem de insanımızın büyük noksanları mevcut, bu yüzden yıllardır o araştırma verilerinde yabancı dil eğitimi konusunda aşağı sıralardan kurtulamıyoruz. Eksik olduğumuz noktalardan birine daha değinmek istiyorum. En önemlisi olduğu için sona sakladım bunu: Kendi ana dilini bilmemek. Evet, Türkçe bilmiyoruz. Türkçe gibi güçlü ve zengin bir dilden faydalanamıyoruz. Okuduğumuzu anlamıyoruz ki bu bizim kanayan yaramız. Bunun temelinde de kitap okumama inadımız yatıyor. İnadımız diyorum zira bu anlamsız ısrarı tanımlayacak başka bir kelime bulmakta güçlük çekiyorum. Kendi dilini tam olarak bilmeyen, bu nedenle de okuduğunu anlamakta zorluk çeken birine ana dilini dahi öğretmekte sıkıntı yaşayan bu sistemin yabancı dil öğretmesi nasıl beklenebilir ki? Hep sistemi eleştiriyoruz lakin sistemi oluşturan da bir bakıma bizleriz. Maalesef bu kısır döngü şu anda kırılacak gibi durmuyor. Bu konuda yapılması gereken köklü değişiklikler ve alınması gereken kararlar da bellidir. Somut bir adım atılmadıkça, yıllardır olduğu gibi, gittiğimiz yol bir arpa boyunu aşamayacak, bir arpa boyunu dahi aşamayan yol ise bizi o alt sıralardan çıkarmaya yetmeyecektir.