SOKRATES, PLATON VE ARISTOTELES’E GÖRE TOPLUM VE DEVLET YÖNETİMİ
 Antik Yunan Uygarlığı düşünürlerinden Sokrates, öğrencisi Platon ve Platon'un öğrencisi Aristoteles ideal toplum ve devlet yönetimiyle ilgili çeşitli düşünce ve felsefeler ortaya koymuşlardır. Özellikle herhangi bir yazılı eser bırakamayan Sokrates, fikirlerini ve bilgeliğini öğrencisi Platon sayesinde gelecek kuşaklara aktarabilmiştir.

 Platon, Devlet (Politeia) isimli kitabında, ideal devletin nasıl olması gerektiğini, kendi ütopik tasvirleriyle sunmuştur. Her ne kadar kitabı o kaleme almış olsa da buradaki düşünceler, onun ve onun ustası olan Sokrates’e aittir. Platon ve Sokrates’in Devlet diyalogları, modern siyaset anlayışındaki Devlet Felsefesinin temel kaynaklarından biridir. Aynı zamanda belki de onları insanlık tarihinin de ilk “ütopya yaratıcıları” olarak niteleyebileceğimiz bu kitap Platon ve Sokrates’e göre ideal devlet nasıl olmalıdır sorusuna da cevap olmaktadır. Kitapta Sokrates’in ideal devlet olarak oluşturduğu Kallipolis isimli şehir-devlette toplum belli kesimlere ayrılmıştır. Bu ideal devlette Sokrates'in eleştirdiği Atina devletinden bence çok daha katı ve otoriter kuralları olan bir yönetim görülüyor. Mesela kitapta; Çocukların ve kadınların ortak olduğu çocuk doğduğu anda anneden alınarak eğitim sürecine tâbi tutulması gerektiği, askerlerin özel mülkiyete, altın ve gümüşe sahip olamayacakları, güzel ve zeki kadınlarla, güzel ve zeki erkekler eşleştirilerek ideal bir toplum ortaya çıkarılması gerektiği, evlilik sonucu özürlü bir çocuk dünyaya gelirse gizli bir yere bırakılacağı ve en son kişilerin annesini, babasını ve kardeşini tanımayacağı için babası yaşında olan herkese baba, annesi yaşındakileri anne, kardeşi yaşındakilere de kardeş demesi gerektiği gibi düşünceler son derece ataerkil, katı ve hatta bana Hitler’in bazı faaliyetlerini hatırlatan düşünceledir. Kitapta toplumu sınıflara ayıran bir yönetim şekli tasarlamışlardır.

 Platon, kendi yönetim sisteminde insanlara çeşitli görevler vermiştir. Fakat görevler rastgele değil, herkesin kendi mayasına uygun şekilde seçilmiştir. Dolayısıyla onun için iyi bir toplum da kendi mayasına göre davranan insanlardan oluşabilirdi. Eğer insanlara gelişigüzel haklar verilirse veya insanların ele geçirebileceği birtakım güçler ortada duruyorsa Platon’a göre böyle bir toplum veya devlet yıkılmaya mahkumdur. İnsanlar kendi doğalarına göre seçilmeli ve bu da titizlikle yapılmalıdır. Çünkü doğası yönetmeye müsait olmayan birisi iktidara gelirse devlet çökmeye başlayacaktır. Fakat bu fikir çoğu zaman Platon’un totaliterlikle suçlamasına sebep olmuştur.

 Aristoteles, hocası Platon’dan idealar dünyası gibi bir dünyayı varsaymayarak ayrışsa da birçok ortak noktası bulunmaktadır. Fakat Aristoteles’i Platon’dan ayıran en önemli ayrım varlıkları ereklerle açıklamasıdır. Aristoteles, insanın içine bir erek yerleştirir ve ona göre bütün varlıklar kendi içindeki bu ereği gerçekleştirirler.
 Diğer taraftan insan, insansal iyiyi ortaya koyması gereken bir varlık olarak düşünülür. Ama bu iyi Aristoteles’e göre bir kez değil ömür boyu ortaya konulması gereken bir şeydir. Aristoteles, her devletin iyi bir amaçla kurulmuş bir topluluk olduğunu söyler. İyiyi gerçekleştirmek için bir araya gelen insanlar toplumu ve devleti oluşturur. Ama Aristoteles burada Platon’u izleyerek bazılarının doğası gereği yönetici bazılarının ise yönetilen olması gerektiği sonucuna gider.
 
 Buradan yola çıkarsak hem Aristoteles hem de Platon’un insana belirli bir “doğa” atfetmeleri bana “Şirinler” çizgi filmini anımsatıyor. Şirinlerin her birinin sinirli, şakacı, ressam, uykucu vb. gibi tek özelliği bulunuyor. Fakat insanlar böyle değildir. Toplumla etkileşim içinde olan bireyler birden fazla yönelim, meslek ve kabiliyete sahip olabilir. Bu noktada Aristoteles ve Platon’un insanların mayası, doğası gibi görüşlerinin gerçek hayatta bence pek geçerliliği bulunmamaktadır.
 Aristoteles’e göre: “Gereken şeyleri zekasıyla önceden görebilen bir kimse, doğaca yönetici ve efendidir, oysa beden gücüyle bunları yapabilen bir kimse doğaca köledir, yönetilenlerden biridir”. Aristoteles, yöneten ve yönetilen ilişkisinin nedenini güvenlikle açıklamaya çalışır ama daha sonra birilerinin efendi birilerinin ise köle olmasının doğal olarak karşılanmasını söylemektedir. Buradan yola çıkarsak ona göre mesele sadece güvenlik değildir. Aristoteles burada efendinin ve kölenin toplumda meşru görülmesinin de yolunu açmış oluyor. Ayrıca Aristoteles’in göstermiş olduğu bu ayrım, çağlar boyunca sömürü ilişkisini de meşru görmenin aracı haline gelmiştir. Aristoteles’in böyle bir çıkarıma gitmesinin nedeni bence insanı maddi koşullarından soyutlaması olabilir. Maddi koşullardan soyutlandığı için insanca olan her şey bir doğal olma görünümünde meşru zemine çekilebiliyor. Örneğin: Aristoteles, “gereken şeyleri zekasıyla önceden görebilen bir kimse, doğaca yönetici ve efendidir, oysa beden gücüyle bunları yapabilen bir kimse doğaca köledir, yönetilenlerden biridir” diyerek yöneten ve yönetilen ilişkisini maddi bağlamından kopararak ele almaktadır.

 Son olarak Antik Yunan Felsefesinin “Babası” olan Sokrates’in demokrasiyle yönetilen Atina tarafından idam edilmesi Sokrates’in ve Platon’un demokrasi yönetimini her ne kadar eleştirseler de esasen onlar demokrasiden değil, haiz olduğu yönetim şeklini “kullanan” insanlara karşı çıkmışlardı. Sokrates, Platon’ un “Sokrates’in Savunması” kitabında onu suçsuz yere ölüme mahkum eden demokrasiye karşı bile “eğer kanunları çiğnersem hukukun en büyük düşmanı ben olurum” sözleriyle hukuka verdiği önemi ve saygısını gözler önüne sermiş ve ölüme gitmiştir.

KADRİYE ÖRGEN