Niçin Evleniriz ?
Kendi kendinize, arkadaşlarınıza, "Niçin evlendin?" diye sorun. Alacağınız cevap büyük bir olasılıkla, "Sevdiğim için," olacaktır. 
"Seni seviyorum," beylik bir laf gibi gelebilir. Gene de insanların birbirlerine söylemeleri gereken en önemli laf budur. 
"Canımın içi, seni sevdiğimi biliyorsun, söylememe gerek mi var?" özrü bizi avutmaz. 
Gerçeğe dayanmıyorsa bu sözler bizi doyurmaz zaten. Tersine, daha fazla yalnızlık duygusu içine 
iter. 
Temelde hepimiz başka insanlarla temas kurmayı arzu ederiz. Büyüdükçe bu ihtiyaç, bizi yakından ve derinden sevecek tek bir kişiyi özleyip aramaya iter. 
Bir bakıma bu, küçüklük çağımızda, tüm isteklerimizi karşılayacak tek bir kişiye, yani annemize ihtiyaç duyduğumuz günlerden arta kalmış olan bir duygudur. Sadece bu duygu da evrime uğramış, değişmiş, bizim gibi olgunlaşmıştır. Daha doğrusu olgunlaşmış olduğunu umuyoruz! 
Bebeklik çağımızda, şanslıysak, sevgiyle besleniriz. Gerçekten de o çağda sevgi bizim için süt kadar önemlidir. Bu sevgiyi canlı tutup geliştirmek için çaba harcamamız gerekmez, var olmamız yeterlidir.
Yazık ki birçoklarımız büyüdükleri zaman da aynı şeyi beklerler. Oysa, yetişkin insanların sevgisinde başka bir öğe, başka bir yön daha ortaya çıkar. Hâlâ sevilmek istememiz çok normal olmakla birlikte, şimdi artık sevmeyi, karşımızdakine de sevgi vermeyi istememiz gerekir. Almak da vermek de sevginin bölünmez parçalarıdır. Biri olmazsa öbürü de pek fazla dayanmaz. Evlilikte sevginin sürdürülebilmesi konusunu tartışırken bunların ikisini de dikkate almak zorundayız.
Evlilikte sevgi bir gayret gerektirir: hem verme hem alma açısından sarf edilmesi gereken gayret. Sevginin alma yönünün çaba gerektirmeyen bir işlem olduğunu sanırız; oysa tıpkı vermek gibi almak yönü de çaba ister. Kişinin yaşamın ilk günlerinden başlayarak başından geçen olaylar ve durumlar onun sevilmekte, yani karşısındakinin sunduğu sevgiyi alıp kabul etmekte güçlük çekmesine neden olabilir. 
Bir an düşünün: size yapılan bir komplimanı nasıl karşılarsınız? Tutun ki biri size, "Ne güzel bir kılık! Pek yaraşmış," dedi. Nasıl cevaplarsınız? "Aman çok eski bir şey!" mi dersiniz? Buna benzer bir cevap verirseniz komplimanı "atlatıyorsunuz" demektir. Alıp kabul etmekten kaçındığınız gibi size bu komplimanı yapanı da "verme" zevkinden yoksun bırakıyorsunuz. 
Oysa en azından, "Sağ olun" deseniz, aslında bir küçük armağan olan bu sözü nazikçe kabul edip mutlu olduğunuzu belirtseniz... hem almanın, hem de verene verme tadını tattırmanın zevkini 
yaşarsınız. 
Evlilikte verilip alınacak bundan çok daha büyük armağanlar vardır; bunlar temelde uyumu yaratan duygusal alışverişlerdir. Aşk dediğimiz sevgi armağanı. Sevgiyle kaynaşıp sevgiyi ayakta tutan ve cinselliği doyumlu kılan armağanlar. Bu konuda hem alış hem de veriş 
eylemine dikkat göstermek zorundayız. Kendi kendimize sormalıyız: "Ben bu değerleri karşımdakine nasıl veriyorum? Karşımdakinden bunları ne kadar alıyorum? Bunu anlayabilmek için kendimi hangi yönlerden kollamam, hangi konularda dikkatli olmam gerek?"
Düşünce

dumbledore
09 Temmuz 2020
Motivasyon

dumbledore
11 Temmuz 2020
Aşk

dumbledore
10 Temmuz 2020