Metrobüs
Metrobüs
Yağmurlu bir sonbahar günü… Hayattan bıkmış, sevimsizce çevreye bakan adeta burnundan soluyan insanlarla durakta metrobüs bekliyoruz. Kimi şemsiyesinin altında soğuktan üşümüş, kimi şemsiyesi olmadığı için hayatı sorguluyor, kimi arkadaşıyla ‘’yalan bir muhabbet’’ içerisinde, kimisi de yine başını cep telefonundan kaldırmıyor. Hee, ben mi ? Yağmurun özgürlüğüne kendimi kaptırmış, insanları inceliyorum. Gözüm yorgunluğuna, hatta kederlerine rağmen gülümseyen kişileri arıyor. Kedileri seveni, şemsiyesini başkasıyla paylaşanı, kitap okuyan birilerini de. Uzaklardan bir ses geliyor; dönüp bakıyoruz. İlk anda imdat çığlıkları mı kavga sesi mi anlayamadığımız sesin kaynağına yöneliyoruz. Genç bir kız yaşlı bir amca tarafından rahatsız edildiğini, tacize uğradığını söyleyerek polisi aramamızı istiyordu. Tabi ilk tepkileri tahmin eder misiniz bilemem (?). Herkes yaşlı amcanın böyle bir şey yapmayacağını söyleyip genç kıza saçmalama, iftira atmaya utanmıyor musun, yazık bakışları atıp; yüzünü çevirip metrobüse biniyor. Ablaya yardımcı olmaya çalışıyorum. Etraftan gelen tepkilere aldırmadan. Ablayla polisi arıyoruz; polis bununla ilgili yardımcı olamayacağını söyleyip boşuna uğraşmayın diyor. Tabi bu tepkileri duyunca abla sinir krizine giriyor, ben de anlam veremiyorum. Ablayı bir iki kişinin yardımıyla sakinleştiriyoruz, daha sonra güvenlik görevlilerinden yardım istiyoruz. Ah.. Yine aynı cevaplar, tepkiler… Genç kıza gideceği yere kadar eşlik edebileceğimizi herhangi bir yardım isteyip istemediğini soruyoruz. Bize iyi insanlar olduğumuzu, beni ciddiye aldığınız için teşekkür ettiğini söylüyor. Yine hiçbir şey olmamışçasına dağılıyoruz. Metrobüse biniyorum, insanlığa olan güvenimi kaybetmiş halde. Sorguluyorum insanlık nereye gidiyor? Bakıyorum insanların haline içler acısı. Herkes kafasını kaldırmadan telefonlarına bakıyor. 70-80’lik dedeler teyzeler benden iyi mesaj yazıyorlar. Gençler sosyal medyada az önce yaşanan olayları takip ediyorlar. Yüzlerindeki ifade değişmeden. İnsanlığa küfrediyorum, iniyorum durakta. Ne zamandan beri cep telefonları insanlığımızı, ilişkilerimizi bitirir oldu. Otobüste, metrobüste, kitap okuyanlara ne yapıyor bu gözüyle bakar olduk ? Ne zamandan beri kitap,dergi reklamlarına bunu alayım sosyal medyada paylaşırım gözüyle bakar olduk ? Duraktan indiğimden 5 dakika ya geçti ya geçmedi; insanlığa olan umudumu biraz da olsa yeşertecek bir şey gördüm. Üniversiteli bir ağabey, yağmura aldırmadan köşede oturmuş ve dergi satıyordu. Dergilerinden ziyade insanlara verdiği SAMİMİYET ve GÜLÜCÜKTÜ benim gördüğüm. Güzel bir akşam dileyip, akşamını güzelleştirmek için bir merhaba demek için yanına gittim. Söylediği sözler, yaptığımız hasbihal o kadar hoştu ki… Az önce olanları da unutmuştum. Maalesef insanlığımız da bu kadar… Bir gülen yüze kadar sürüyor. O gün akşam eve gittiğimde aklımda kalan birkaç şey vardı: Cep telefonlarını bir kenara bırak. Gülen insanları, samimi insanları mutlu etmeye uğraş ve onların değerini bil.Ne olursa olsun saniyelik duyarı bırak. Geçmişi unutup geleceğe odaklanma. Sen geçmişinle bir bütünsün ve seni sen yapan o güler yüzlü ağabey, o ağlayan abla, duyarsız insanlar ve yağmur...
Yaşanmış bir hikâyeden bana kalan…

Karantina Günlüğü 2

zeyzeyzey
08 Nisan 2020
Pelerinsiz Kahramanlar

marselin
05 Nisan 2020