MACHIAVELLI’NİN PRENS KİTABINDA ORTAYA KOYDUĞU İKTİDAR ANALİZİ VE GÜNÜMÜZ PERSPEKTİFİNDEKİ GEÇERLİLİĞİ

Niccollo Machiavelli Otoriter rejimlerin felsefi kaynaklarını oluşturan düşünce
akımlarının, en önemli temsilcilerinden biridir. Prens kitabında Machiavelli’nin tavsiyelerinin
odak noktası, prensin iktidarı koruması, devletin çıkarlarını bekasını düşünmesi gerektiği ve
İtalyan Birliğinin sağlanmasıdır. Ona göre Prens bunu yaparken gerektiğinde etik dışına
çıkabilmeli ve gereken her şeyi yapabilecek güçte olmalıdır. Niccollo Machiavelli kitapta,
yaşadığı dönemde dağınık site devletleri biçiminde İtalya’da ortaya çıkmış olan siyasi
yapılanmanın, tek bir devlet yönetimi altında toplanması gerektiğini savunur.
Dağınık siyasal görüntüden kurtuluş yolunun, kudretli bir hükümdarın yönettiği
güçlü bir devlet otoritesi ile mümkün olabileceğini Prens'te anlatır. Onun bu görüşleri “amaca
ulaşmak için, her araç meşrudur” biçiminde ifade edilebilir. Onun hedeflediği amaç, siyasal güce
ulaşmak ve bunu sürdürmektir.

Bana göre “Prens” kitabında Machiavelli’nin mevcut iktidara öğütlediği iktidar modeli
günümüz için son derece katı ve totaliter denebilecek bir modeldir. İktidarını devam ettirebilmek
ve gücü elinde bulundurmak için her şeyi yapabilecek bir yönetici ne kadar kudretli olursa olsun
halk tarafından bir süre sonra tepki görmeye başlar. Bu tepkiye karşı gösterdiği daha sert
tutumlarda yavaşça destekçilerini kaybetmesine sebep olabilir. Bununla beraber bu denli sert ve
otoriter bir monarşinin sonu tıpkı 1789’ da Fransa’ da olduğu gibi bir ihtilalle bitebilir.
Machiavelli için hükümet etme biçiminin, monarşi ya da cumhuriyet olması önemli
değildir. Önemli olan siyasal liderin her tür aracı kullanarak siyasi birliği sağlamaya
çalışmasıdır. Machiavelli’nin “Prens'te tasarladığı sistemin temelinin güce, merkezi kuvvete ve
zora dayandığı açıkça görülür. Gerekçesi ve geçerliliği ise İtalyan Birliğinin sağlanmasını
istemesidir. Bugünün dünyasına baktığımızda aslında Machiavelli’nin iktidar ve yönetici modeli
kağıt üzerinde demokratik ve sosyal olan cumhuriyet ve diğer sistemlerde de hala geçerliliğini
sürdürmektedir. Çünkü bir ülkenin yönetim sistemi ne kadar sağlam, eşitlikçi ve demokratik bir
temele sahip olursa olsun başa geçecek otoriter bir yönetici tarafından bunun tam tersi bir
duruma dönüştürülebilir.

Machiavelli’nin, istikrarlı bir devlete ve düzenli bir topluma kavuşmak için krala neler
yapması gerektiğini açıkladığı öğütlerde şunlar dikkatimi çekmiştir:

• “İktidarını muhafaza etmek isteyen bir prensin iyi olmamayı ve duruma göre kötülük
yapma kabiliyetini kullanıp kullanmamayı öğrenmesi gerekir.”
• “Nasıl göründüğünüzü herkes görür, ama çok az kişi gerçekte nasıl olduğunuzu bilir ve o
az sayıdaki kişi, arkalarında devletin desteği olan çoğunluğun görüşüne karşı çıkmaya
cesaret edemez.”
• “Sıradan insanlar daima bir şeyin görüntüsüne ve sonuçlarına aldanır. Dünyanın büyük
kısmı sıradan insanlardan oluşur ve çoğunluğun dayanacak bir yeri olduğunda azınlığın
bir önemi yoktur.”
• “İnsanlar, kendini sevdiren birisini mağdur etmeyi, korku uyandıran birisine oranla daha
az önemserler; çünkü sevgiyi hatır bağı ayakta tutar; insanlar kötü oldukları için, kişisel
Çıkarlarının söz konusu olduğu her fırsatta, bu bağ kopar; oysa korku, insanı hiç terk
etmeyen bir ceza korkusuna dayanır.”
• “Bir prens kendinden korkulmasını sağlamalıdır ki tebaasının sevgisini elde etmese bile
nefretinden sakınsın.”
• “Bilge bir prens, yurttaşların ona ve devlete her durumda daima ihtiyaç duyacakları yollar
seçmelidir, o zaman halkı ona daima sadık kalacaktır.”
• “iktidarda kalmak isteyen bir prens sık sık kötülük yapmak zorundadır.”

Tüm bu etik dışı öğütlerin etkisiyle yönetilen bir devletin Machiavelli’nin olmasını
istediği istikrarlı ve güçlü bir sistemi ortaya çıkarması bence mümkün değildir .
Azınlığı önemsemeyen, ve isteklerini görmezden gelerek yok sayan bir iktidar bu
azınlığı kızdıracak ve belki de bir iç savaşın veya silahlı veya silahsız bir örgütlenmenin
istemeden doğuşunu sağlayacaktır. Bunun İspanya’ da Baskların kurduğu ETA, Kolombiya’da
FARC, Meksika ’da Zapatistaların kurduğu EZLN ve Türkiye’de PKK gibi örnekleri vardır. Bunlar
bize Machiavelli’nin olması gerekeni anlattığı bir iktidar modelinin aslında bugün bile isteyerek
veya istemeyerek uygulandığı veya izler taşındığını gösterir. Kısacası Machiavelli’nin “azınlığın
bir önemi yoktur” öğüdü bugün bile büyük devletlerin azınlık politikalarındaki yanlışlıklar
yüzünden en büyük sorunlarını oluşturmaktadır ve hiçbir geçerliliği yoktur. Bana göre bir
iktidarın devamlılığını ve gücünü sürdürecek şey ülkesindeki her unsurun söylemlerini ve
azınlığın haklarını her zaman göz önünde bulundurmak, onları sistemden ayırmayarak sistemin
bir parçası yapmaktan geçer.

Bunun dışında iktidarını sürdürmek isteyen bir prensin sık sık kötülük yapması gerektiği
ve tebaa yani halkın kendisinden korkmasını sağlaması gerektiği gibi diğer gayri ahlaki öğütler,
bence güçlü bir yönetimi olanaklı kılması mümkün değildir. Hatta tam tersine zayıf bir yönetimi
meydana getirir. Buna günümüzün ABD’nden örnek verebiliriz. Machiavelli’nin bir prenste
olması gerektiğini düşündüğü tüm özelliklere (bence) sahip olan, tutucu, ırkçı ve son derece
ahlak dışı söylemlerle başkan seçilen Trump’ın yönettiği ABD’nde, bu günlerde bir siyahi
vatandaşın polis tarafından boynuna basılarak boğulması ve bu şekilde canice öldürülmesi
ülkede bir kaosun yaşanmasına sebep olmuştur. Halkın sokaklarda eylemler ve yürüyüşler
yapması bunun dışında, bazı provokasyoncuların yakıp yıkarak ve yağmalayarak çevreye zarar
verdiğini ayrıca, halkın devlet ve onun bir parçası olan polisleri görmezden geldiği görülüyor.
Böylece halkı korkutarak ve kötülük ile yönetenlerin başarılı olamadığını ve hatta devlet
otoritesinin zayıflamasına neden oldukları açıkça görülüyor.

Sonuç olarak ister cumhuriyet ister monarşi olsun Machiavelli’nin son derece otoriter,
katı ve bence sığ bir anlayışla tasarlayıp önerdiği iktidar modeli, ne kendi yaşadığı zamanda ne
de bugün asla kalıcı ve süreğen bir iktidar veya yapı sağlayamaz. Böyle bir oluşum ya kendi
kendini çökertir ve işleyemez hale gelir ya da mutlaka toplum veya muhalefet tarafından
devrilerek bir ihtilale vesile olur. Tarih bu gibi iktidar örnekleriyle doludur ve hepsi sonunda gücü
kaybetmiş başarısız olmuştur. Korku ve baskı ile yönetenler Hitler, Mussolini, Mao Zedong,
2.nicholas, Pol Pot ,Saddam Hüseyin ve Yakubu Gowan gibi diktatörlerin hiçbiri iktidarlarını
devam ettirememiş ve tarihin sayfalarına gömülmüşlerdir. Bundan sonrakiler için de bu böyle
olacaktır çünkü tarih tekerrürden ibarettir. Özetle Machiavelli’nin iktidar ve yönetici analizinin
günümüz perspektifinde de hiçbir geçerliliği bulunmamaktadır.

KADRİYE ÖRGEN