LGBT+ NEDİR? EŞCİNSELLERE YÖNELİK TUTUMLAR, HOMOFOBİ VE ONUR HAFTASI
***KAMU SPOTU: EŞCİNSELLİK, BİSEKSÜELLİK, İNTERSEKSÜELLİK, TRANSSEKSÜELLİK VE QUEER HASTALIK YA DA TERCİH DEĞİLDİR. BUNLAR BİRER CİNSEL YÖNELİMDİR.
LGBT+ NEDİR?
Öncelikle sizlere LGBTIQ'nun açılımından ve kısaltmayı oluşturan bu kavramlardan kısaca bahsetmek istiyorum. Yandaki görselde LGBTIQ kısaltmasının hangi kavramların baş harflerinden oluştuğunu görebiliriz. Peki bu kavramlar neyi ifade eder? Lezbiyen ve gay, hemcinslerine ilgi duyan bireyler için, biseksüel ise iki cinsiyete de ilgi duyan bireyler için kullanılmaktadır. Transseksüel/transgender ise dünyaya gelirken kendilerini var oldukları bedenin cinsiyetinden farklı bir cinsiyette olduklarını hissederler ve trans bireyler cinsel yönelimlerini homoseksüel (hemcinsine ilgi duyan bireyler), heteroseksüel (karşı cinsiyette ilgi duyan bireyler) ve biseksüel olarak tanımlayabilmektedir. İnterseksüel ise anatomik özellikler yoluyla betimlenmiş, seksüel anatomisi tipik kadın ya da erkek tanımlarına uymayan bireyler için kullanılmaktadır. Queer (Türkçeye kuir olarak geçmiştir.) ise cinsiyet kimlikleri (kişinin kendisini erkek ya da kadın olarak hissettiği duygu) konusunda belirsizlik yaşayan ve doğuşta gelen cinsiyetleriyle aynı olmadıklarını hissetmelerine rağmen kendilerini trans birey olarak tanımlamayan bireyler için kullanılır.
CİNSEL YÖNELİMİ AÇIKLAYAN BAZI KURAMLAR
 Psikanalitik kuram ve Freud'a göre, eşcinsellik, insan cinselliğinin gelişiminde bir duraklama sonucunda oluşmaktadır ve Freud, bunun bir hastalık olmadığını bir eşcinsel çocuğun annesine yazdığı bir mektupta dile getirmiştir. Psikanalitik erkek ve kadın eşcinselliğine farklı şekillerde bakmaktadır. Freud’a göre erkek eşcinselliği, annenin aşırı duyarlılığı ve güçlü bir baba figürünün olmayışı nedeniyle anneye duyulan aşırı bağlılığın sonucunda ortaya çıkmaktadır. Kadın eşcinselliğini ise kızı Anna Freud tarafından geliştirilen Elektra kompleksi ile açıklamıştır. Kadın eşcinselliği elektra kompleksi sırasındaki yaşanılanlarla ilgilidir. Fallik dönemin ortasında kız çocuğu babayla birlikte bir çocuk sahibi olacağını sanmaktadır, ama annesinin hamile kalmasıyla hayal kırıklığına yaşar. Bunun sonucunda babadan ve kendinden uzaklaşarak kendini bir erkek figürle tanımlar ve annesini aşk objesi olarak seçer.
 Sosyal öğrenme kuramı, eşcinselliğe öğrenme ve koşullandırma gibi süreçlerin neden olabileceği savunmaktadır. Sosyal öğrenme kuramı, eşcinselliği açıklamak için baştan çıkarma ve maruz kalma/taklit etme hipotezlerini öne sürmektedir. Baştan çıkarma hipotezine göre, erken yıllarda yaşanan eşcinsel deneyimler, ilerde eşcinsel olma olasılığını artırmaktadır. Maruz kalma/taklit hipotezine göre ise eşcinsel bireyler, eşcinsel rol modelleri taklit etmektedirler. Ancak Yapılan çalışmalar, sosyal öğrenme kuramının eşcinsellerin eşcinsel rol modellere maruz kaldığını kanıtlar nitelikte değildir. Çalışmaların sonuçlarına göre eşcinsel bireylerin ebeveynleri heteroseksüel olabilmekte ve eşcinsel ebeveynlerin çocukları heteroseksüel olabilmektedir 
 Etkileşimci kuram olarak geçen, Daryl J. Bem'in Exotic Becomes Erotik (EBE) kuramı da bireyin kendi cinsine ya da karşı cinse yönelmelerini açıklamaya çalışmıştır. Bem'e göre, bireyler çocukluklarında kendilerine farklı gelen bireyler grubuna erotik çekim duymaktadırlar. Bu kuram, çocukların yaradılış farklılıklarını da genler ve hormonal farklılıklar ile açıklamaktadır. Bem'in EBE kuramı, cinsel yönelim farklılığını açıklayabilmek için cinsiyete özgü rol davranışları ve oyun arkadaşını seçme sürecini incelemiştir. Cinsiyet rolü uyuşmazlığı yaşamayan çocuklar, cinsiyetine özgün oyunları hemcinsleriyle oynamayı tercih ederken, cinsiyet rolü uyuşmazlığı yaşayan çocuklar karşı cinse özgü oyunları, karşı cinsle oynamayı tercih etmektedir. Cinsiyet rolü uyuşmazlığı yaşamayan çocuklar karşı cinsi farklı görürken, cinsiyet rolü uyuşmazlığı yaşayan çocuklar kendi cinslerini farklı görmektedirler. Bu farklı hissetme duygusu giderek fizyolojik uyarılmayı tetiklemektedir. 

EŞCİNSELLERE YÖNELİK TUTUMLAR ve HOMOFOBİ
Toplumda LGBT+ bireylerine yönelik olumsuz nitelikteki tutum ve davranışların önceki zamanlara kıyasla ne kadar azaldığı ve olumlu tutumların arttığı söylense de olumsuz tutum ve davranışların hala yoğunlukta olduğu ortadadır.
 Eşcinsellere yönelik olumsuz tutum ve davranışlar arasında en sık kullanılan kavramlardan biri homofobik söylemlerdir. Eşcinsellere yönelik şiddetin en büyük sebeplerinden biri olarak gösterilen homofobi; kavramsal olarak basit anlamıyla eşcinsel bireylere yönelik korku olarak tanımlanır. Ancak geniş bir ifadeyle, bu kavram bir korkudan daha fazlası olan; nefreti, buna bağlı olarak ortaya çıkan ayrımcılığı ve eşcinsel bireylere karşı tüm fiziksel ve duygusal şiddeti içermektedir.
 Eşcinsellere yönelik tutumlar ile ilgili hem benzer hem farklı tanımlar yer almaktadır. Bu tanımlar esas olarak eşcinsel bireylere yönelik ön yargıları temel almaktadır.
 Homofobi temelinde bireysel olarak ele alınırken, karşı cinsiyetçilikte bu durum toplumsal düzeyde değerlendirilmektedir. Bu düşünceden yola çıkarak, kadın ve erkeklerin birbiri için yaratıldıkları ifadesi, eşcinselliği meşrulaştırmamaktadır. Böylelikle bu düşünce, eşcinsellere yönelik ön yargı ve ayrımcılığı beraberinde getirmektedir. Yine bu ifade, heteroseksüel bireylerin eşcinsel bireylerden daha üstte olduğu hiyerarşik algıyı beraberinde getirmektedir. Böylelikle, toplumsal düzeydeki normların dışında kabul edilen eşcinseller, kalıp yargılar barındıran karşı cinsiyetçilik tarafından dışlanmaktadır.
 Tüm kavramlardan ayrı olarak, bütün cinsel yönelimlere yönelik olumsuz tutumları ifade eden en kapsamlı kavram cinsel ön yargıdır. Bu kavramın birçok açıdan yararı olduğu belirtilmektedir. Homofobi ön yargılı tutumların kaynağına vurgu yaparken, cinsel ön yargı ise yapılan olumsuz tutumları betimlemeyi ifade eder. Ayrıca, cinsel ön yargı kavramının psikolojide yer alan diğer ön yargı çalışmaları ile bağlantısı bulunmaktadır. Yani, ön yargının farklı biçimlerinde olduğu gibi, cinsel ön yargı da bir tutum anlamına gelmektedir. Bu tutum, belli bir grup veya kitleye yönelik olumsuz duygu ve davranışları barındırmaktadır. Her ne kadar cinsel ön yargı bütün cinsel yönelimlere ilişkin olsa da hedefinde daha çok eşcinsel ve biseksüel bireyler ve davranışları yer almaktadır.
 Eşcinsellere yönelik tutum ve davranışlara bakıldığında bu durumun yeni ortaya çıkmadığı, aslında uzun yıllar boyunca var olduğu bilinmektedir. Tarihte yolculuk yapmak gerekirse, eşcinselliğin yaygın olarak görüldüğü Hristiyanlığın başlangıç dönemlerinde bu durum normal karşılanmamakla birlikte cezasının da ölüm olması isteniyordu.
 Nazi Almanya’sına bakıldığında eşcinsellik, sistem için bir tehdit olarak algılanmakta ve bu durumun yok edilmesi gerektiğine inanılmaktadır. Nazi Almanya’sında eşcinsellik ahlaki açıdan düzenin bozulmasının bir sebebi olarak görülmüştür. Aynı zamanda bu coğrafya üzerinde yaşayan eşcinseller; üremenin devamı konusunda karşılaşılan bir engel, zayıflık ve toplumun ırkını bozan kişiler olarak nitelendirilmiştir.
 Avrupa’nın birçok ülkesinde 17. yüzyıldan itibaren homofobik yaklaşım giderek artmıştır. İnsanlar, oluşan bu ön yargı ile birlikte, aile bağlarının zayıflamasında, toplumsal sorunların gelişmesinde, ülke nüfusunun azalmasında neden olarak eşcinselleri göstermiştir. 1936-39 yıllarında İspanya’daki iç savaş sonrası homofobi sebebiyle eşcinsellerin yargılanması istenmiş ve eşcinsel bireyler hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bunun yanında Amerika’da da benzer yaklaşımlar söz konusu olmuştur. 20. yüzyılda 9 Amerika’da söz sahibi olan yönetim, eşcinselleri birer hastalık olarak görmüş ve orduları içerisinde yer alan bütün eşcinsel bireyleri uzaklaştırarak psikiyatri koğuşlarına yatırmıştır.
 Günümüzde Libya, Gana, Özbekistan, Afganistan, Mısır ve Fas gibi erkek eşcinselliğinin kabul görülmediği ülkelerde bunun yaptırımı 10 yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir. Öte yandan Suudi Arabistan, Nijerya ve İran gibi ülkelerde erkeklerin eşcinselliği konusunda uygulanan cezanın idam olması yönünde gerekli yasal düzenlemeler mevcuttur. Buna karşıt olarak homofobinin yükselmesinin önünde engel olacak yasalar, dünyanın büyük çoğunluğunda mevcut değildir. Ancak, Kuzey ve Güney Amerika’nın bazı bölgeleri ve Avustralya’da ayrımcılığı engeller nitelikteki yasal düzenlemeler bulunmaktadır. Türkiye’de ise bu konu hakkında eşcinsellere tanınan ve onların haklarını koruma altına alan herhangi bir düzenleme mevcut değildir.
PRIDE WEEK (ONUR HAFTASI)
 Stonewall Inn adlı bir barda, 28 Haziran 1969 yılında baskıya, şiddete dayanamayan eşcinseller ayaklanmış, kendileri üzerinde baskı kuran polisi bara hapsetmiş ve 4 gün boyunca sokaklarda çatışılmış, eylemler yapılmıştır. LGBT+ mücadelesinin dönüm noktalarından biri olan bu gün dünyanın pek çok şehrinde ''onur haftası'' olarak kutlanmaktadır. Yaklaşık 5 gün süren çatışmaların etkisi New York sınırları dışına taşmakla kalmamış, tüm dünyaya yayılmıştır. Bu isyan, hakları için mücadelenin bir sembolü haline gelmiştir. LGBT Onur Haftası, her yıl Haziran ayı içerisinde kutlanan ve Stonewall ayaklanmasının yıl dönümünde gerçekleştirilen bir dizi etkinlikler ve törenler bütünüdür. Bir dizi etkinliklerin ve geçiş törenlerinin gerçekleştirildiği etkinlikler Stonewall ayaklanmaları anısına gerçekleştirilir.
 Türkiye, Onur Haftası etkinliklerinin gerçekleştirildiği ilk Müslüman çoğunlukta ülke olmasıyla dikkat çekmektedir. Türkiye’de Onur Haftası 1993’te ilk defa “cinsel özgürlük haftası” adı altında kutlanmak istenmiş, ancak valilik izin vermediği için ve yurt dışından gelen konukların sınır dışı edilmesinden ötürü etkinlikler o yıl gerçekleştirilememiştir. Türkiye’de 2005 yılından beri düzenli olarak Onur Haftası panelleri, gösterimleri, tiyatroları, konserleri ve son günü olan Pazar günü de onur yürüyüşü (pride parade) gerçekleştirilmekte ve LGBT Onur Haftası kutlanmaktadır.
EŞCİNSELLİK HASTALIK MIDIR?
 Eşcinsellik, 1973 yılında DSM sınıflandırılmasından çıkarılmıştır ve bir tedavisi bulunmamaktadır. Psikiyatri ilk dönemlerinde, üremeye dönük olmayan birçok cinsel etkinlik gibi eşcinselliği de bir ruhsal bozukluk olarak kabul etmiştir. Ancak insan cinselliği ile ilgili çalışmalardan elde edilen bulgular, eşcinsel bireylerin ruhsal işlevlerinin diğer cinsel yönelimleri olan kişilerden farklı olmadığını gösteren bulgular ve eşcinsel özgürleşme hareketinin toplumun eşcinsellikle ilgili tutumunu sorgulaması sonucunda bilimsel olarak eşcinselliğin ruhsal bir bozukluk olmadığına karar verilmiştir. Eşcinselliğin ruhsal bir bozukluk olarak kabul edildiği dönemde çeşitli psikolojik yöntemler, bugün rahatlıkla işkence olarak kabul edilebilecek davranış tedavileri, ilaç ve hormon tedavileri ve hatta beyne yönelik cerrahi girişimler denenmiştir. Bu yöntemlerle eşcinsel bireylerin cinsel yönelimlerinde kalıcı değişiklik sağlandığı gösterilemediği gibi, bu tedavilerin uygulandığı bireyde bedensel ve ruhsal açıdan hasara neden olabildiği saptanmıştır. Tedavi ve terapi adı altında yürütülen bu dönüştürme/onarım girişimleri etik ve bilimsel olarak sorunludur ve bilimsel otoritelerce önerilmemektedir. 

Son olarak, siyah, beyaz, çekik gözlü, iri gözlü, Müslüman, Ateist, Hristiyan, eşcinsel, trans, travesti demeden insanı insan olduğu için sevelim ve saygı duyalım. 
Presokratiklerin Arkhe Arayışı

yerliannafreud
20 Aralık 2020
Platon Devlet İncelemesi

elaakyurek
09 Ocak 2021