Law School Dizi Yorumu
Yazıma başlamadan önce söylemek istediğim daha doğrusu kendimi bu milletin bir vatandaşı olduğum için sorumlu hissettiğim, konuşma ihtiyacı hissettiğim bir mesele var. Hepimizin de bildiği belki de bizzat yaşadığı “afetler”.Siyasi bakış açımız ne olursa olsun ortada konuşulması gerek birçok husus var. Benim fark edebildiğim kadarıyla hayatını yitiren insalar, uçmayan uçaklar, maddi kayıp yaşayan insanlar ve bir yanda da masum hiçbir suçu olamayan ama imkan olduğu halde, kurtarılabilecek olan  ama alevler arasında hayatını kaybeden, yaralanan hayvanlar. 

Ben bu afeti kendi gözlerimle görmedim, yaşamadım. Belki bazılarına göre de anlayamam ama en azından empati yapabilirim. Buradan bu yazıyı okuyan bütün insanlara kocaman bir “geçmiş olsun”inşallah bundan sonrası en az hasarla geçecek demek istiyorum. Hiçbir şey tamamıyla geçmeyecek, izi kalacak ama bundan sonrası için tedbirimizi alabiliriz, hazırlıklı olabiliriz inşallah.

Alevler arasında evini, iş yerini, ailelerini, hayvanlarını, umutlarını, hayallerini kaybedenlere kocaman sarılmak istiyorum ve daha iyi günler göreceğiz, pes etmeyin demek istiyorum.

Bu yazıdan maddi bir gelir elde edersem bu miktarı ise bölgede yardım yapan derneklere katkıda bulunmak için kullanacağım. 
  

Not:Yazı önceden yazılmıştır.


Merhaba arkadaşlar bir dizi önerisi ile daha karşı karşıyayız. Umarım önceki yazılarımda da bahsettiğim gibi birazcık da olsa kdrama eserlerine karşı ön yargınızı kırabilmişimdir. Eğer öyle ise ne mutlu bana ama eğer durum tam tersi ise merak etmeyin daha üzerine konuşulacak çok fazla kdrama var en azından birinden birinin size hitab edeceğine eminim. 

Evet, hazırsak başlayalım. Bugünkü kdramamız “Law School” kendisi geçen yazdan beri haberlerini merakla beklediğim bir diziydi derken geçtiğimiz Nisan ayında yayın hayatına başladı. 


Kdramalar Türk dizileri gibi uzun olmuyor. 16 bölümden oluşuyorlar yani tadında bitiriyorlar.
Bizimkiler gibi lastik haline getirip bir oradan bir buradan çekmiyorlar anlayacığınız. Bilenler bilir haftada 1 bölüm yayınlamak yerine haftada 2 bölüm yayınlıyorlar. Şahsen bu benim çok sevdiğim bir uygulama. 
Bu nedenden ötürü diziler 8 haftada bitiyor hem çok zamanınızı almıyor hem de gereksiz takıntı haline getirmiyorsunuz. 

Yazımda bahsedeceğim dizi “Law School” kısaca brifing vermek gerekirse:Dizimiz bir hukuk fakültesinde işlenen bir cinayet ve bu cinayetin şüphelilerinin hayatları etrafında dönüyor. Okulda sıradan bir günde ölü bulunan okulun dekanının ölümünün cinayet mi yoksa intihar mı olduğu hususunda en başta şüpheye düşen polisler; ortaya atılan iddiaların ardından soruşturmayı bir cinayet soruşturmasına dönüştürüyorlar. İçinde birtakım öğrencilerin de yer aldığı şüpheliler listesindeki kişilerin yaşadığı olaylar ve hayatlarındaki dönüm noktalarını anlatıyor dizi. Bu dizide en hafife alınmaması gereken -dizinin yapı taşlarından bana göre belki de en önemlisi-dizi, büyük ölçüde içinde bulundurduğu hukuk referansları ile Kore Hukuk Sistemi ile ilgili zengin bilgi içeriğini biz izleyicilere aktarmayı başarıyor. 

Her bir bölümünde izlerken bir yandan cinayeti çözmeye çalışırken bir yandan da bir önceki bölüm inandığınız her şeyin yok oluşunu, başka bir şeye dönüştüğünü fark ediyorsunuz. 

Dizi çok zekice hazırlanmış. Haa bu demek değildir ki diziyi izlerken “Şunu yapsana,”niye oraya gidiyorsun, sakın o hataya düşme…” demedim demek olmuyor ama eklemem gerekir ki diziyi ayakta tutan,en azından bana göre, içinde bulundurduğu “ters köşeler.”


Her bölümde listede bulunan şüphelilerden birinin hayatındaki dönüm noktalarına değiniyoruz. Hayatlarında başlarından geçenleri izliyoruz, yaralarını izliyoruz. Bunu o kadar akıcı bir şekilde yapıyorlar ki her seferinde o kişiye “kesin katil bu” yaftası yapıştırıyorsunuz. Bu insanın “birini öldürmek için bir nedeni var” diyorsunuz. Gerçekten size onun katil olduğuna, olabileceğine inandırıyorlar. 
Bölüm sonlarında verdikleri sahneler nedeniyle hemen bir sonraki bölüme atlamak istiyorsunuz. Bayağı akıcı bir dizi bana göre. İzlerken keyif aldığım; asla izlediğime, vaktimi ayırdığıma asla pişman olmadığım bir dizi.

Dizinin kilit taşı karakteri Yang Jang Hoon yani öğrencilerin onu tanımladığı adıyla “Yangcrates”. Yangcrates üniversite bulunan bir öğretim üyesi.Dizi boyunca bize yansıttığı ahlak ilkeleriyle benden bir yıldızı kapıyor. Bu karakter çok ilginç bana göre. Karakteri yazarken ve oynarken başarılı bir şekilde bana “Hoca” imajını yansıttılar. Bu karakterin beni içine çeken özelliği ne derseniz şunu söylemem doğru olur sanırım: Hani derler ya: Hayat da aslında bir sınavdır. Bu adam aslında tam tersini yapıyor. Sınavlarını Hayat üzerinden anlatıyor. Dersini anlatırken, kendini açıklarken kullandığı ders kitabı, materyal -ne derseniz deyin artık- Hayatın ta kendisi.


Tek tek karakterleri tanıtmak istemiyorum ama anlatmaya başlamışken birkaçını da belirtmem gerek.

Bahsedeceğim karakterler ana karakter değil. Bu dizide her karakter ana karakter kadar önemli. Bir sahnede gördüğünüz bir figüran bile birkaç bölüm sonra karşınıza “cinayet şüphelisi” olarak çıkabiliyor.

Bir sonraki karakter Han Joon Hwi. Bu karakter zekasıyla ve olaylara bakış biçimiyle bizi kendine çeken bir karakter. Baştan beri hedefi yüksek olan; inandığı doğrular uğruna mesleğini, ilkelerini değiştirmek zorunda olan bir kişi. Yanlış olan bir şeyin yanlış olduğunu bilip yanlış yapmayan bir kişi. Korkmadan söylemek istediğini söyleyip, bir insanın sosyal konumunu ne kadar yüksek olursa olsun inandığı şeyden vazgeçmeyen bir kişi o. Belki de hepimizin olmak istediği kişi ama tabiki hiçbirimizin hayatının mükemmel olmadığı gibi onun da hayatı mükemmel değil. Hayatında akrabaları tarafından üzerine yapıştırılan yaftalar yüzünden yanlış anlaşılan biri o.

Bahsedeceğim son bir karakter var Kang Sol A. Hayatı boyunca ikiz kardeşinin gölgesinde kalmış bir kişi. Zorluklar içinde geçen hayatında bir gün küçük kız kardeşinin cesaretlendirmesi üzerine tabir yerinde ise eşek gibi çalışıp baro sınavını kazanan bir karakter. Geçmişte yaşadığı şeyler onu durdurmamış. Kardeşi yüzünden neredeyse hapis yatacak olmasına rağmen, yaşanan olaylar yüzünden kardeşini suçlamaması bile onun ne kadar iyi niyetli bir insan olduğunu gösteriyor. Sol A bize kendi deyimi ile “çok zeki olmadan” çok zekiler arasında nasıl hayatta kaldığını gösteriyor. Çalışarak da istediklerimizi yapabileceğimizi ispat eden bir karakter. Her öğrencinin yaşadığı ağır stres, baskı ve korku hislerini bu karekter ile yansıtmışlar. Kendinizden bir parça görebiliyorsunuz.

Dizi hakkında son birkaç şey söylemek istiyorum. Dizide ele alınan konular arasında devlet büyüklerinin yaptığı yolsuzluklar, sırf sosyal statüsü yüzünden güçlü diye başkalarına istediğini yaptırabileceğini zanneden vasıfsız insanlar; sizin önemsemediğiniz ama bir hareketinizle bir başkasının hayatını yok edebileceğiniz gerçeği, intihaller, günümüzde haber kanallarında her hafta gördüğümüz ama bir türlü önüne geçemediğimiz kadına şiddet, tecavüz, kişisel özgürlük ihlali gibi sosyal konuları ele alıyor. Daha da nicesi diyebiliriz.


Bu bölüm biraz spoilerlı oldu galiba ama sanırım yapacak bir şey yok. Biraz spoiler belki de merakınızı arttırır diyelim.

Yukarıda sadece 3 karakterden bahsettim ama kadro tahmin ettiğinizden çok daha geniş. 



Dizide beklenenin aksine yapış yapış aşk sahneleri yok. Aşk üçgenleri, dörtgenleri yok. Bu da beni 
mutlu eden bir haber. Sadece tatlı tatlı, ufacık sizi rahatsız etmeyen; dikkatinizi dağıtmayacak minnacık birkaç tane sahne var. 



Aksiyon seviyorsanız, macera seviyorsanız, sır çözmekten hoşlanıyorsanız beğenebileceğiniz bir dizi. Biraz polisiye, çokça ters köşe ve dizinin kendine has müzikleri ile çokça hoşunuza giden bir dizi olabilir.    



Bir sonraki yazımda görüşmek üzere kendinize iyi bakın,sevgiyle kalın:)
Blue Birthday Dizi Analizi

solsticelol
05 Eylül 2021
Move To Heaven Dizi Yorumu

solsticelol
04 Haziran 2021
Ukraynaya Gideceklerin Bilmesi Gerekenler

solsticelol
02 Haziran 2021