içimdekilerden
            Öyle olmaz mı zaten? İnsanlar hep geçmişte yaşamaz mı? Bir tek kişi gösterin bana ve onunla gurur duyayım, şuanda, anı yaşayan olarak. Herkes, tartışmasız, herkes geçmişindeki bir anı, olayı, veya dönemi özler, fakat bahsettiğim bu değil. Bahsettiğim olay; geçmişte yaşamak.
    Yaşamak, dile kolay gelen fakat herkese farklı olan bir kelime. Bir kelimenin binlerce kişi için farklı anlamlara gelmesi ne kadar tuhaf değil mi? Geçmişte, gelecekte veya şuanda, Yaşamak. Bu konu için sınırlı sayıda insanın beni anlayacağını düşünüyorum. Ve ne şiirsel dilde ne de farklı bir dilde veya üslupta yazmayacağım, sadece yaşanmışlık hikayesi bu. Fakat benim kalbim kırık kalıyor bazı noktalarda, bu konu için.
    Evet, ilk başta sözüm geçmişte yaşayanlar için olacak. O kişilerdir ki, yaşadığı şu anın farkına çok geç varırlar. Ve öyle kişilerdir ki, bunu yapmaması gerektiğini en az bir kişiden duymasına rağmen yapmaya devam edenlerdir. Evet belki ellerinde değil, belki aşırı özlem duyuyorlar ama yaşadığı olaylardaki diğer insanlara bence bir saygısızlıktır. Çünkü bu özlemek kadar masum bir duygu değil, bu tüm hayatını geçmişe bağlı veya sürekli geçmişi isteyerek "şu an" daki hayatını zehir etmektir. Belki de ağır konuştuğumu düşüneceksiniz fakat ben bir aralar bizzat bu betimlediğim insandım. Ancak hayatında birilerini kaybeden insanlar beni iyi anlayacaktır ki, anı yaşamak her şeyden önemlidir. Öyle sıradan kaybetmelerden bahsetmiyorum, kusura bakmayın "sıradan" diyorum ama, çok sevdiğiniz birini toprağa vermekten bahsediyorum... Diğer her kaybolumlar benim için sıradan. Beni, benim gibiler anlar diye bir söz var bilirsiniz... Bu yüzden, kendimden yola çıkarak belki sizde kendinizi bulursunuz diye, yazıyorum. Ben çok küçükken birisini kaybettim. Ve kaybetmeden önce onu aşırı sevdiğimi biliyordum ve onun ölümü beni sarssa da onu çok sevdiğim için ve sevgimden bir şey eksilmediği için bir süre sonra atlattığımı düşündüm. Ancak büyüdükçe onunla çok az vakit geçirdiğimin farkına vardım ve bir süre boyunca hep geçirdiğimiz o kısıtlı anılarda yaşayıp durdum. Onun özlemiyle kendime acı çektiriyordum. Mezarının başında ağlayıp burdayım desemde beni duymayacağını biliyordum. Ve yıllarım böyle geçti. Çünkü -belki acımasız ama- birisi öldükten sonra bir daha asla yanınızda olmayacak, sizi dinlemeyecek, sizi görmeyecek, bunlara inanmak insanların acısını dindirmesine yardımcı oluyor o kadar. Ancak insanın doğası gereği, yavaş yavaş acım azalmaya başladı, ve bunu da sevmeyi öğrenerek yaptığımı düşünüyorum. Saf bir sevgiyle, hayata olan adımlarım ister istemez değişti. Sevdikçe davranışlarım değişti. Tecrübelerim sevgimi şekillendirdi ve karşımdaki insanlara farklı yaklaşmaya başladım. Sanki yarın var olmayacakmışız gibi. Siz de eğer birini seviyorsanız, vakit geçirmek size iyi geliyorsa o kişiyle "o" anda yaşayın. Birisini kaybettikten sonra, onun arkasından ağlamak kolaydır. Hayatı zindan etmek de kolaydır. Ona yaptığınız veya yapmadığınız şeyler için pişman olmak ise daha kolaydır. Hatta artık geçmişinizde kalan birini, kaybettiğiniz birini, vicdanınız için veya verdiğiniz ego savaşı için, suçlamak ise en kolayıdır. Ama kim gerçekten seviyor diyorsanız; yarın yokmuşcasına sizinle vakit geçiren insandır derim. Bu anneniz olur, evladınız olur, kardeşiniz olur, arkadaşınız olur eşiniz/sevgiliniz olur. Sanki birbirinizle "son gününüz"deymiş gibi konuştuğunuzu hayal edin. Sanki yarın o veya siz öleceksiniz. Böyle bir yaşam hayal edebiliyor musunuz? Ben kişisel olarak bu yaşam tarzını geç de olsa benimsedim, ve elimden geldiğince kimsenin kalbini kırmamaya çalıştım, üzmemeye çalıştım ve herkesi bütün kalbimle sevdim, kimsenin kötülüğünü düşünmedim, kimseye kin beslemedim. Bana kötü davranan, bende kötü iz bırakan insanlara, kötüymüş işte ¯\_( ͠° ͟ʖ °͠ )_/¯ deyip geçtim. Ve bunu sadece hayatımdaki çok değerli bir kişiyi kaybederek kazandım. Onu hala özlüyorum, fakat bu şuanda hayatımdaki kişilere olan davranışımı, benim kendime olan davranışımı değiştirmiyor. Geçmişte yaşamayın dostlarım, birini seviyorsanız şimdi ona söyleyin, gecikmeyin. Kimsenin kalbini kırmayın, insanların kalbini neşelendirdikçe mutlu oluyorsunuz, deneyin ve görün. Herkese hoşgörülü olun, birisi sizin beklentilerinizi karşılayamıyorsa bu onun suçu değil bunu kabullenin. Sizin fikrinize düşüncenize uymuyorsa hoş görün. Her şeyi karşılıksız yapın. Geçmişi, şuanla kıyaslamanın size hiçbir getirisi olmayacak. "Ben geçmişte bunu yaşadım yine yaşarım" kafasından çıkın. Attığınız her adım, aldığınız her nefes ve tanıştığınız her canlı bir öncekinden farklı. Önceki hayatınız kötü diye bundan sonraki kötü olacak diye bir düşünceyle yaşarsanız zaten benim bahsettiğim güzel yaşamdan baya bir uzakta olursunuz. Geçmişte yaşadıklarınız için asla ama asla şuanda yaşadıklarınızı suçlayamazsınız. Bir insan kötü diye hepsi kötü değildir. Bunu bin kere deneseniz de binbirinci defada yine kötü biriyle karşılaşsanız bile umutlarınızı ve düşüncelerinizi sabitlememeniz gerekiyor. Herkes farklıdır. Herkes sevgiyi hak eder. Sizde öyle. Diyeceğim bütün duygularınızı, tıpkı bir çocuk gibi saf yaşayın. Hayal etmek, sevmek, nefes almak ve bunu sevdiklerinle huzurlu hale getirmek... Ne büyük mutluluk olmaz mıydı? Belki de içinizden, bu ne yaşamış ki "hiçbir şey" diyenleriniz oluyor, veya "çok bilmiş, kendini anlatıyor" diyenleriniz var eminim. Ancak benim yaşadıklarım beni "insanlığa" yönlendirdi. Kötü düşünmek de iyi düşünmek de sizin tercihiniz. Benim yapmaya çalıştığım şey, insanların artık üzülmemesi. Anneniz öldükten sonra neler yaşayacağınızı düşündünüz mü? Çok sevdiğiniz sevgiliniz/eşiniz ölürse? Bunları yaşayan insanlar, hayatın farklı bir seviyesinde dünyaya bakıyor, ancak yaşamadan da farkında olabilirsiniz diye düşünüyorum. "Sev, yaşa, yaşat!"
    Gelecekte yaşayan insanları da çok iyi anlıyorum çünkü bende ister istemez kendimi geleceğimi kurarken veya gelecek hayalim içinde yaşarken bulabiliyorum. Gelecekten aşırı dozda beklentili olmayın arkadaşlarım. Bazen bu olayı yaşayan insanların çoğu, tükenmişlik sendromuna yakalanan insanlar oluyor. Ve bu sendromdan kurtulmak gerçekten zor oluyor, diyeceğim; -haddim değil ama- kendinizde bu tür bir başlangıç sezdiğinizde lütfen sadece o düşünceden uzaklaşmaya çalışın. Belki ne geçmiş ne de şuan sizin için yeteri kadar güzel değildir bu yüzden elinizde kalan diğer seçenek olan geleceğe yönlenirsiniz. Fakat gerçekten bu bir çözüm değil. Tükendiğinizin farkındayım. Ancak güçlü olun. Çünkü bu hayat üzülmek için çok kısa, yorulmak için çok uzun. Yorulmayın ve ayağa kalkıp şuanınızı güzelleştirmek için çabalayın. Kendinizi sevin, tanıyın ki bunu rahatlıkla yapabilesiniz.
    Ve benim şuanını iyi veya kötü yaşayan arkadaşlarım. Siz o anı, orda yaşıyorsunuz ve bunu hisseddiyorsunuz. Ne büyük lüks. Lütfen bunu çevrenize aşılamaya çalışın. Her zaman sizin gibilere özenmişimdir. Birbirinizle yarın yokmuş gibi olan sohbetleriniz uzaktan benim kalbimi yumuşatıyor. Hep kendinizsiniz, olduğunuz gibisiniz ve o an onu istediğiniz için yaşıyorsunuz belki de. Gereksiz kavgalar, tartışmalar, kalp kırıklıkları, sevgisizlik yoktur belki de. Özrü en çok siz içten dilersiniz. Sizin için söyleyeceğim çok şey var. Fakat ben söylemesem de sizin insanlar içinde parladığınızı birçok kişi görüyordur diye düşünüyorum.
    İngilizce de şuanki zaman "present" olarak kelimelendirilmiş. Ve bu "present" kelimesinin aynı zamanda "hediye" anlamına geldiğini öğrendiğimde aslında bir şeyleri kavramaya başlamıştım. Siz geçmişte yaşadınız, gelecekte yaşayacaksınız ama size "hediye" olan zaman ise "şuan". Geçmişin kıymetini anlamak yerine, elinizde olanın kıymetini ve değerini bilin. Emin olun o zaman geleceğiniz de çok güzel şekillenmiş olacak ve ilerde bir gün dönüp arkanıza baktığınızda pişmanlığınızın hiç de olmadığını göreceksiniz. Şuandaki kendinizin ve hayatınızdakilerin kıymetini bilin. Lütfen kimseye zarar vermeyin. Bir kişinin değişmesi bir dünyanın değişmesine bedeldir. Değişin, sevin, merhametli olun ve gülümseyin...
Yurt Mu ,Ev Mi ?

3mertt
25 Eylül 2020
*Tamam Mı? Devam Mı?*

emineguldogan
23 Eylül 2020
Tanıdık Bir Yabancı

betulklt
22 Eylül 2020