BENİM BÜTÜN GÜNAHLARIM
Geçmişi irdelemek ve onu irdelerken yaptıklarımızla yüzleşmeye çalışmak… Herkesin en az bir
kere doğruluğunu kabul edip yapmaya çalıştığı bir eylem bu. Lakin gelin görün ki bu kadar cesarete
sahip olan çok az kişi var çevremizde. Muhtemelen sizler de “artık tamam, geçmişte yaptığım hataları
bulup yeni bir sayfa açacağım” demişsinizdir. Çünkü biliriz hatalarımız olduğunu, çünkü biliriz
günahlarımızın bir köşede öylece bizimle yüz yüze gelmek için beklediğini. 
Çok sevdiğim yazarlardan biri olan sevgili Sibel Türker’in Benim Bütün Günahlarım adındaki
romanını okuduktan sonra ise bir hayli terledim diyebilirim. Anladım ki kolay olmuyor o ‘geçmiş’
hataları anımsayıp masanın üstüne çıkarmak. Geçmişi tırnak içinde yazdım fark ettiyseniz. Çünkü
bahsedilen şeyler hatalardan oluşuyorsa işte orada geçmiş, geçmiş olmaktan çıkıyor. Her zaman
hayatımızın içinde yer alıyor. Güzellikler hayatımızda birikerek çiçeklerden tepeler oluşturmak
konusunda biraz hantal kalabiliyor fakat söz konusu günahlarımız ise birkaç yıl hatta belki birkaç ay bile
devasa kötülük dağları oluşturmaya yetiyor. Bilirsiniz kötülük hızlı yayılır, yığılması da öyledir. Bu kitabı
okumadan önce böyle olabileceğini düşünmemiştim aslında. Uzun kış gecelerinde evimde kahvemi
yudumlarken gençlik yıllarının bir daha gelmeyeceğini düşünüp hayatı çok da ciddiye almadan da
yaşayabileceğimi kendi kendime fısıldardım. Herkes biraz böyle düşünür aslında. Kimi kendini
rahatlatmak için yapar bunu kimi de kendine konfor alanı açmak ister. Kan hızlı akar ve bizler de böyle
düşünürüz. Romanın kahramanı Toros da böyle düşünüp durdu aslında tüm kitap boyunca fakat başarılı
olamadı sonlara doğru.
Ben de endişelendim doğrusu sevgili dostlar. Bir ömür yaşayacağız bir diğeri olacak mı meçhul.
Üstelik belki kısa olacak bu ömür. Kırk yıl, elli yıl belki… Peki ya ben de böyle kalırsam günahlarımın
altında. Veyahut tam üzerime yıkıldıklarında kurtulmaya çalışırken biterse bu ömür. İçimde ukde kaldı
deriz ya hani. Tam da öyle olur dedim kendime. Ukde kalmamalı içimizde, günah biriktirmemeliyiz.
Üzmemeliyiz aslında kısaca. Unutmayın günahların hepsi bir başkasını üzmekle alakalıdır. Benim
lügatimde böyledir diyeyim ya da. Başkasını üzecek bir şey yaptıysan günah biriktirmeye başlamışsın
demektir. Yalan mı söyledin, bir başkasına iftira mı attın ya da bir başkasının hakkına göz mü diktin?
Orada duracaksın işte. Soracaksın kendine bu yolun sonu nereye varıyor diye. Hani halk arasında bir
söz vardır: Bu gidişat gidişat değil diye. Yüreğinin bir yerlerinde, ufak bir fısıldama bile varsa bu
kelimeleri söyleyen, günahların birikmeye başlıyor demektir
Kitabın bana öğrettiği bir başka şey ise kaçamamak oldu. Mesuliyeti sizin üzerinizde olan
olaylardan bir türlü kaçamıyorsunuz. Sizin ardınızdan gittiğiniz her yere geliyor. Evliliğinden uzaklaşmak
isteyen Toros, romanda nasıl ki evinden otel odasına yerleşmesi sorunları çözmediyse. Bizlerin
hayatlarında da aynı şeyler olacak istediğimiz yere gidelim, istediğimiz kadar vaktimizi başka şeylerle
harcayalım, kaçamayacağız. 
Sibel Türker ise bu konuları incelerken muhteşem bir ustalıkla kelimeleri adeta nakış gibi işlemiş
ve tüm bu temaları biz okuyucularına sanki evlerinde bir insanla bu olayları yaşıyormuşlarcasına
aktarmış. Bize de düşen, tüm bu anlatılanların ışığında kendimize adeta fren mekanizması oluşturmak
ve altından kalkamayacağımız hatalar yapmamak. Ankara’ya karın yaklaştığı ve yağmurun çiselediği bir
cumartesi günü bence bu güzel hedefe ulaşmak adına bir başlangıç yapmayı iyice kolay kılıyor. Bunu
yapmak için de sevelim ve sevdiklerimize onları sevdiğimizi en güzel şekilde gösterelim. Gösterelim ki
Sibel Türker’in kitabının başlığına verdiği ismin hayatımızda yer edinmesine engel olalım yani Benim
Bütün Günahlarım diye başlamayalım cümlelere.
Soluksuz Koşanlar Ve Köşede Dinlenenler

gizemzeybek
08 Mayıs 2019
Mühim Bir Kitap Hakkında

gizemzeybek
07 Mayıs 2019
Güzel Ve Masum Olanı Hatırlamak

gizemzeybek
07 Mayıs 2019