Bahri Yılmaz
YazarBahri Yılmaz
504 görüntülenme
3 dakika okuma süresi
Haz 9, 2020

Kanada'da...


    2018 yazında hazırlığı erken bitirdiğim için bolca boş vaktim olan ben, aklıma gelen en faydalı şekilde zamanımı değerlendirdim ve Kanada'ya Internationlal Language Academy of Canada (ILAC) adında bir dil okuluna yazıldım. Hayatımda verdiğim en doğru kararlardan biriydi. Bana kattığı şeylerin listesi buradan köye yol olur.

    Öğrencilik orada gayet kolay, çünkü kira ücretleri ortalama, yiyecek ücretleri ise aşırıya kaçmadıkça ucuz. Porsiyonlar Türkiye'dekilere göre daha küçük ama 2 haftada alışılabiliyor.  Zaten ek gelir olarak çalışmak isterseniz bir sürü yerde iş bulma olanağı var. Maalesef çalışma izni olmadan çalışmak yasak ama ne devlet ne de işverenler bu konuda katı. Çok rahat iş bulunabiliyor. Üstelik Türk restoranları ve büfeler de hayli mevcut dolayısıla bizler için daha da kolay işler.

Kanadalılar...

    Gelelim Kanada insanına; dizilerde ve filmlerde gördüğümüz gibi herkes. Çok mutlu, pozitif ve cana yakın. Ve evet, herkes sürekli özür diliyor. Ben Toronto'da kalmıştım ve orada evsiz sayısı malesef biraz yüksek. Ama kesinlikle hiç kimseye rahatsızlık vermiyorlar. Kendilerine göre iş edinmişler; mesela Tim Horton's a (Kanada'daki ulusal kahve dükkanı zinciri) gelen müşterilere kapıyı açmak ve selamlamak ve ellerinde tuttukları karton bardakları size doğru uzatıp bahşiş beklemek gibi. Bir defasında beni görmediği için kapıyı açamayan biri, kapıyı kendi kendime açtığımı gördüğünde benden özür dilemişti :)  İnsanların vandalizmi bile etrafa neşe ve gökkuşakları saçıyor. Duvarlarda polisten gizlice yazıldığı belli olan, rengarenk bir "Hiçbir şey üzülmene değmez." yazıları vardı. 

Vatandaşlar aynı kibarlığı sizden de bekliyorlar tabi. Kanlarına işlemiş bu durum. Arkadaşlarımdan biri yol sormak için kaldırımdan bir adamı çevirdiğinde, adam, ona önce nasıl olduğunu ve gününün nasıl geçtiğini sormadığımız gerekçesiyle  bize yolu söylememişti.

        

Doğa

    Doğası o kadar büyüleyici ki gerçekten söylenecek pek söz bulamıyorum. Şehre çok yakın fakat bir o kadar da şehirden kopuk bir doğaya sahip. Göller, akıl almaz şelaleler, çeşit çeşit hayvanlar ve bitkiler, görmesi harcanan tüm emeğe değecek olan manzaralar ve daha birçoğu... Yazın yemyeşil, kışın ise bembeyaz olan bir memleket. Maalesef benim şansım olmadı ama kuzey ışıklarını görmek de mümkün. Yeterince kuzeye çıkarsanız...

Toronto

    Toronto, içinde yaklaşık 1500 park bulunduran yemyeşil bir şehir. Sokaklar bile ağaçlardan park gibi duruyor. Şehre ait bir de ada var. Toronto Island. Ontario gölünde bulunan ve şehir kıyısındaki limana tekneyle 10-15 dakikalık mesafede kocaman ve cıvıl cıvıl bir park. Liman şehir merkezinin güneyinde kalıyor. Şehir merkezi yüksek ama boğucu olmayan binalardan oluşuyor. Genelde iş yerleri, 1-2 alış veriş merkezi, lüks restoran ve barlar ve oteller var.  Merkezden uzaklaştıkça, kalite azalmaksızın yerleşime daha uygun bölgelere yaklaşıyorsunuz. Şehrin neredeyse tamamını metro hattı ile gezebiliyorsunuz. Metronun yetişemediği yerlere otobüs hattı el atıyor. Zaten otobüsler de 24 saat hizmetteler. O yüzden günün hangi saati olursa olsun istediğiniz yere kolayca gidebilirsiniz. Yürümek de oldukça kolay ve konforlu bir yol bunun için. 

    Daha anlatacak çok şey var tabi ama ilk yazım olduğu için hem korktum hem de sıkmak istemedim. Emin olduğum bir şey var ki fırsatım olsa bir daha gider ve geri gelmemek için elimden geleni yaparım. Size de mümkünse kesinlikle gitmeniz gerektiğini söylerdim.

Bunlar İlginizi Çekebilir